Adrasan’ın Uçan Balığı

Adrasan Sahil

Annem bir süredir bu anıyı bir yerlerde anlatıp paylaşmam için ısrar ediyordu. Bence burası uygun.

O zaman, rahmetli babamın anısına…

New York- Özgürlük Anıtı

Annem ve babam 70li yıllarda New York’ta tanışmış. Kader onları önce İstanbul’a, sonra da Konya’ya atmış. Ama bu macera başka bir zamana kalsın. Bir ara anlatırım.

Biz gelelim Konya’ya ve bizimkilerin Adrasan’ı ilk keşfine.

Annem ve babam evlendikten sonra Konya’ya ilk yerleştiklerinde, babam yeni açtığı eczanesini ve işlerini yoluna sokmaya çalıştığı için, ellerinde ne var ne yok işe güce yatırmışlar. Tuttukları evdeki eşyalar ise uyduruk ve eski bir koltuk takımı ile yatak odasında bir yer yatağından ibaretmiş. Büyükbabam bunların haline acımış ve güzel bir yatak odası takımı alsınlar diye biraz para vermiş. Sonuçta yeni evliler, güzel bir takım şart ya.

Konya- Mevlana Müzesi

O sıralarda babamın bir akrabası ve bir arkadaşı Adrasan diye bir yerde satılık arsa olduğunu duymuş. “Ortak girsek mi” derken annem ve babam bunun iyi bir yatırım olduğuna karar verip yatak odası takım parasını buraya yatırmış ve üç aile ortak olarak arsa almış. Annem araziyi hiç görmeden parayı buraya bağladıkları için biraz tedirginmiş. Adrasan’a gidenler bilir, ana yoldan ayrıldıktan sonra koya inerken bayağı dağlık ve ormanlık alanlardan geçilir. Annem denizi göremediği için iyice uzaklaştıklarını sanıp sağlam bir kazık yedikleri izlenimine kapılmış. Gel gör ki…

Bizim, ailece Adrasan aşkımız bu şekilde başladı.

Babamı tanıyanlar bu söylediğime şaşırmayacaklardır. Babam biraz eskici ruhluydu. Çer çöp ve hurda toplamayı pek severdi. Bazen güzel antikalar da bulduğu olurdu ama genelde eve sokmak bile istemeyeceğiniz bir hurdayı sanki dünyanın en değerli sanat eseriymiş gibi alır getirirdi. Aslında sanatçı yanı da gelişmişti ve çok güzel resimler ve tablolar yapardı. Eve getirdiği hurdalara da o gözle bakıyordu belki. “Bunun burada ne işi var, ne işe yarayacak” diye soracak olursanız cevabı “bir şey yapılır bununla, birgün işimize yarar” olurdu. O “bir gün” muazzam bir sanat eseri inşa edecek miydi, bunu öğrenemedik.

Babam ve ben

Babam bu toplayıp getirdiği hurdaları evin her yerine serpiştirirdi. Bazen olur olmadık yerleri bunlarla süslerdi. Ben büyürken yaşadığımız evin salonunda annemle birlikte tasarlayıp yaptırdıkları bir Amerikan bar vardı. Babam odanın vahşi batı konseptinde olmasını hayal ediyordu. Barın üstüne bayıldığı kovboy şapkasını asmıştı. Bunu anladık. Ama mesela, bulup getirdiği paslı ve kırık antika ütüyü de barın üzerindeki rafa koymak istedi. Onun gözünde çok şık bir dokunuştu bu. Hiçbir şeyi de attırmazdı ya da en azından kaldırmamıza izin vermezdi.

Suluada’ya giderken

Yine bir yazımızı Adrasan’da geçiriyorduk. Ben sanırım ilkokulu yeni bitirmiştim. Babamın Adrasan’da herkesle arası iyiydi o zamanlar. Arada balıkçılarla takıldığı olurdu. Onlarla açılır, balığa çıkardı. Kim olduğunu hatırlamıyorum, ama yine çok sevdiği balıkçılardan biri Suluada civarında uçan balık vurmuş. Balığın gerçek adını ve türünü bilmiyorum, zira yerliler “uçan balık” diyordu. Ben de küçüktüm, çok sorgulamadım. Balık babamın çok hoşuna gitmiş ve balıkçıdan istemiş. Bir heyecanla getirdi bize balığı. Gözlerinin içi gülüyordu.

Adrasan

Babam getirdiği balığın içini güzelce temizleyip, balığı arka balkonda güneşte kurumaya bıraktı o yaz. Yaz bitti. Babam balığı bir kutuya güzelce yerleştirip arabaya koydu. Evi temizleyip kapattık ve Konya yoluna koyulduk. Bütün bunlar olurken annem balığı unutmuştu ve arabada bizimle seyahat ediyor olduğundan haberi yoktu.

Konya’ya vardık. Arabayı boşaltıp evimize çıktık. Eşyalar boşaltıldı. Çamaşır makinesi çalıştırıldı. Banyolar yapıldı. Yorgunluktan kimsenin yemek yapmaya hali olmadığından etliekmekler ve peynirli börekler söylendi (annem etliekmek sevmez). Çaylar demlendi (annem çaya çok düşkün değil ama babam ve ben bağımlıydık). Yorgunluk viskilerini bile koydular.

Konya

Yatma zamanı geldi. Babam o kadar saat özellikle beklemiş gibi kenara bir yere sakladığı kutuyu ortaya çıkardı. Sanırım annemin tartışamayacak kadar yorgun olmasını bekliyordu. Heyecanla,

“Buna ben süper bir yer buldum!” dedi ve Amerikan barın oraya gitti.

Balığın derisi müzelerdeki sargısı çıkarılmış mumyalarınki gibi kuru ve buruş buruş olmuştu. Açık kahve çirkin bir renge çalmıştı balık (yaşarken o renk olduğunu sanmıyorum). Çenesi kuruyunca küçüldüğü için dişleri iyice ortaya çıkmış ve vampirimsi bir görüntü ortaya çıkmıştı. Kanatları ıslanıp kurumuş 2-3 kuş tüyünden hallice olan balık, her an zombi olup dirilecek bir görüntüye sahipti. Açıkçası, kurumuş olmasına rağmen, hafif ama kötü bir koku yayıyordu. Babam balığın kafasına bir parça misina tutturdu ve barın üzerideki lambadan balığı sallandırdı. Babama sorarsanız bu bir şaheserdi.

Bu balığı yıllarca atamadık. Başka bir eve taşındığımızda bile babam balığı itina ile paketleyip yeni eve getirdi ve aynı şekilde barın üzerindeki lambadan sallandırdı. Babam işteyken birkaç kez annemle birlikte balığı gizlice atmaya yeltendik. Her seferinde babam hissetmiş gibi ya erken gelip bizi yakaladı, ya da çıkıp çöpten balığı bulup geri getirdi. Uzun lafın kısası, bu balık yıllarca bizimle yaşadı.

Babam ve ben

2006 civarı annem ve babam kötü bir dönem geçirdiler ve evlerini bir süreliğine ayırdılar. Ben Amerika’dan yeni dönmüştüm ve bir süre Konya’da kalmak istiyordum. Tekrar babamın yanına taşındım. Babam çocukluğumun geçtiği evdeydi. Ama hurda toplama huyundan dolayı ev çok kalabalıktı ve biraz bekar evine dönmüştü. Evi istediğim gibi düzenleyebileceğimi söyledi ve ben, halam ve kuzenimin yardımı ile, bütün hurdaları atmaya başladım. Yine de işe babam ortalıkta yokken girişiyorduk ki birşey görüp kararından vaz geçmesin. Evi güzelce derleyip topladık ve yerleştirdik.

Sıra geldi balığa…

Bizim çok meraklı bir karşı komşumuz vardı. Adam sanırım emekliydi, çok iyi tanımıyorum. Bizimkiler dizisinde bir yönetici vardı, hatırlar mısınız? Sabri Bey’di sanırsam. İşte öyle biri. Agresif değil ama meraklı. Asansörün kapısı açılır açılmaz kapısını açar, kim gelmiş, kim gitmiş çeteresini tutardı. Hatta bence kapının arkasında oturup beklediği bir sandalyesi falan olmalı. Çünkü evlerimiz büyük. Asansörün kapısı açılır açılmaz kendi kapısını aynı hızla açması imkansız, başka bir odadan geliyor olsa; bu en az birkaç dakikasını alırdı. Genç biri de değil üstelik.

Babamın evde olmadığı bir gün balığı büyük bir kutunun altına sakladım ve üstüne 1-2 eski yastık, kumaş parçaları v.s. gibi atılacak şeyler doldurdum. Kutuyu kapının önüne koydum. Çok yorulmuştum ve kutuyu aşağı indirip çöpe indirecek gücü bulamadım. Ama apartman görevlisi babamın eve geldiği saatten birkaç saat önce çöpü almaya geliyordu zaten. Babam eve dönmeden o balık çoktan evden uzaklaşmış olurdu.

Çaysız olmaz 🙂 – Konya Gedavet Parkı

Balkonda yorgunluk çayı içiyordum ki, babamın arabasının yanaştığını gördüm. Kapı çaldı. Otomatiğe bastım. Asansörün durduğunu duyduğumda kapıyı açtım. Aynı anda komşumuz kapısını açtı. Asansörden apartman görevlisi ve babam birlikte çıktılar. Adamcağızın o gün geç kalacağı tutmuş. Komşumuz o kutuya nasıl koştu bilmiyorum ama apartman görevlisi daha elini bile uzatamadan kutunun içinde ne varsa ortalığa saçıldı. Tek tek herşeyi inceledi komşumuz. Yastıkları attım diye cıkcıkladı, neymiş efendim kumaş parçaları ile birşeyler dikilirmişmiş. Ve o an…

Komşumuz hazine bulmuş gibi elini kaldırıp balığı babamın suratına suratına salladı. Bunu nasıl atarmışım, bundan çok şahane süs olurmuş. O kadar beğendiyse alıp kendi evine koymasını söyledim ama onun “hanım” böyle birşeyi evine sokmazmış.

Sonuç olarak, babam aramızdan ayrılana kadar, o balık, yani Adrasan’ın uçan balığı, o evde lambadan sallanmaya devam etti.

Adrasan

Bu hikayeden çıkarılabilecek bir ders varsa, inanın ben bilmiyorum. Siz söyleyin. Sadece şunu biliyorum, Adrasan’da uçan balık bulursanız, kurutup eve getirmeyin. Bir daha asla ondan kurtulamazsınız.

Nurlar içinde yat babacığım…

Rana Marcella

16 Ağustos 2020

ranamarcella tarafından yayımlandı

Ben kimim? Ben, susmak istemeyen bir feministim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: